Seni Sosyal Seveceğim

Sosyal medya meraklıları “Sene olmuş 2012…” tarzı feed’leri, tweet’leri, entry’leri sever. Kendine has dilini, jargonunu, söylem hatta görsel tarzını oluşturan sosyal medya, hayatımıza gireli şunun şurasında sadece 5 sene oldu; ama her sene hem form hem içerik olarak inanılmaz bir hızla değişiyor.

Peki, pazarlamacıların bu hıza yetiştiğini söyleyebiliyor muyuz? Her sene aynı soruyu kendime sorarım ve konuyla ilgili elimden geldiğince dünyadaki markaların yöneticilerinin görüşlerini takip etmeye çalışırım. 2012’de pazarlamanın kurallarının tamamen değişeceği yönünde önemli görüşler var.

En çarpıcı örneklerden biri Coca-Cola. İnteraktif her türlü iletişim modelini deniyor. Sosyal oyunlar, zenginleştirilmiş gerçeklik, PIN kodlu pazarlama, sosyal medya vb. Kıdemli Başkan Yardımcısı Wendy Clark, mobil iletişimi nasıl yönettiklerini şöyle aktarıyor: “Bahislerimizi pek çok yere yatırıyoruz. Bazıları işimize yaramayacak. Bizim için en önemli medya olan mobil iletişimi böyle öğreniyoruz.”

Belli ki pazarlama ikonası Coca-Cola da değişen pazarlama oyununu, değişen interaktif dünyanın kurallarını anlamaya ve kendi pazarlama stratejilerine uygun hale getirmeye çalışıyor.

Brand Keys, Inc’in Başkanı Robert Passikof, pazarlama dünyasının önemli isimlerinden yine ilgiyle takip ettiğim Dreamgrow Digital’dan Priit Kallas, Mart Prööm ve Raul Kaevand da marka yönetimi ve pazarlamada sonuç getirecek ya da getirmeyecek trendlerinden bahsederken benzer öngörülerde bulunuyor:

Aslolan Değerdir:

Markanızın değerini tüketiciniz belirler. Dolayısıyla ona nerede olursa olsun efektif sistemlerle kulak verin ve daha sonra onları pazarlama sisteminize nasıl entegre edeceğinizin yöntemlerini çalışın.

Sosyal Ağ Güvenliği:

Burada bahsi geçen teknik bir terim değil elbette. Tüketicilerin giderek daha çok arkadaş gruplarının etkisi altında kaldığı biliniyor. Klasik iletişim yöntemleriyle bezenmiş pazarlama planları ile hayatlarına devam etmeye çalışanlar için tehlike çanları çoktan çalmaya başladı. Tüketicilerin giderek sağlamlaşan sosyal ağ dinamiklerini yakından takibe alın; zira bu alanlarda yer alacak anlamlı etkileriniz diğer klasik dediğimiz medyadan daha güvenilir, daha hızlı, daha odaklı ve daha harekete geçirici olarak karşımıza çıkıyor.

Kişisel Bağ Yaratmak:

Son birkaç senedir devam eden ekonomik belirsizlik tüketicilerin her şeyi, her yerde ve her zaman sorgulamalarına neden oluyor; dolayısıyla markanızın duygusal değerlerini tüketicilerinize ne kadar özel hale getirirseniz o kadar anlamlı pazarlama sonuçlarına ulaşacaksınız. Tek terzinin elinden çıkmış gibi markalara artık tüketiciler pek yüz vermiyor. Hatta bu zor ortamlarda giderek daha farklı ve çarpıcı marka deneyimlerine ihtiyaç duyuyorlar.

“Oyun”un yanında artık “app” dünyası var:

Appvertising deyimi artık hiçbirimize yabancı değil. Markanıza ait değerleri en anlamlı şekilde iletebileceğiniz tablet/ mobil uygulamalara yer açın. Markanızı bu kanalda da farklılaştırın!

İçerik Küratörlüğü ve Keşfi:

Yukarıda bahsettiğim kişisel bağ yaratabilen, markayı farklılaştıran, tüketicinin internet / mobil alanlarda oluşturdukları içerikleri takip edebilen bir CRM modelinin de pazarlamacıların hayatına girdiği, tüketicinin markayla olan anlamlı ilişkisini karşılıklı oluşturabilecek sistemli bir içerik oluşturma işinin de pazarlamacıları beklediği bir dönemdeyiz. Pazarlama iletişimi artık tam anlamıyla çok yönlü ve artık eskisi gibi beş senede bir değil; neredeyse, her üç ayda bir form değiştiriyor.

Gerçek Zamanlı Pazarlama:

Lokasyon! Lokasyon! Lokasyon! Bu tabiri daha çok Starbucks, McDonald’s gibi markaların pazarlamadaki başarısını okurken görüyor olabilirsiniz; ancak lokasyon tabiri şimdilerde, mobil iletişimi dönüştürerek benzersiz anlık pazarlama olanakları / deneyimleri sağlayan bir model olarak karşımızda. Grup satın alma sitelerinden marka promosyonlarına, tüketici yorumlarından sadakat programlarına kadar markalar, tüketicilerini her an bulundukları yerde gerçek zamanlı olarak yakalayacaklar. Tabletler ve akıllı telefonlarla “tap&pay” hayatımıza giriyor artık. Yeni ödeme sisteminiz akıllı telefonlarla tanışın!

TV Mobilize Birlikleri:

Akıllı telefonlardan sonra akıllı TV’lerle de tanışıyoruz. Sosyal medya entegrasyonuyla anında bilgi akışı, haber servisleri, oylamalar, yorumlar, oyunlar her an kumandanızda… Birlikten kuvvet mi doğacak yoksa maraza mı göreceğiz.

Kalabalık demişken;

Sevin ya da sevmeyin; Facebook, şu anda dünya nüfusunun %11’i tarafından kullanılıyor. 2012’deyse Facebook’taki bu büyümenin, nüfusu 20 milyonun üzerindeki ülkeler tarafından arttırılması bekleniyor. Hedef 1 milyar kişi – üstelik Çin dahil bile değil bu rakama….

Artık “Tüketicinizi Sosyal Sevin”:

Sosyal medya, pazarlamanın en dramatik parçası olma yolunda ilerliyor. Bir de son olarak, şu hep adı geçen sosyal medya pazarlaması terimini düzeltelim. Sosyal medya, bundan böyle, pazarlamanın dinamizm motoru; yani artık kendi başına hareket etmiyor.

Posted in Marketing | Tagged , , , , , | Leave a comment

Panthera leo! aka White Lion!

Ana sayfadaki fotoğraf muhtemelen ilginizi çekmiştir. Çoğu kişi bana neden bu fotoğrafı kullandığımı soruyor. Hikayesi oldukça kısa ancak benim için çok anlamlı. Bir kere daha dünyaya insan haricinde gelme şansım olsaydı tercihimi bu güzel aslandan yana kullanırdım… Yani beyaz aslandan yana.

Evet, yeryüzünde böyle bir tür var; beyaz aslan…

Beyaz aslanları ilk kez 2001′de görmüştüm. Özel ve koruma altında olan bir aslan türü olarak hikayeleri beni çok etkilemişti. “Aaaa albino aslan” dediğimde rehber hemen “Hayır, hayır! Onlar beyaz aslan” diye beni düzeltmişti.

Gördüğünüz beyaz aslan ailesini 2006′nın Şubat ayında Johannesburg’daki Aslan Parkında görüntüledim. Anne, baba ve müthiş sevimli yavrularını olabildiğince doğal ortamlarında saatlerce izledik.

Tabi o zaman bu tatilimizin, babamla geçireceğim son uzun tatil olacağını bilmiyordum…

Rest in Peace Daddy…

Miss you so much!

Posted in Uncategorized | Leave a comment

pazarlama.diyalogo.com pazarlama konuk söyleşim eylül 2011

Sayın KAYAOKAY sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Hangi eğitimleri aldınız?

- Hoşbuldum! Davetiniz için teşekkür ederim. 19 senedir reklam ve pazarlama iletişimi alanlarında profesyonel olarak çalışıyorum. 6 senedir de eğitim alanında danışmanlık ve mentorluk yapıyorum. Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik ve Sosyoloji okuduktan sonra Sosyoloji bölümünden mezun oldum. Global network ajanslarında 50’nin üzerinde markanın pazarlama iletişimi faaliyetlerinde çalıştım; çalışmaya da devam ediyorum. Bu firmalar da benim diğer okullarım oldu diye düşünüyorum.  

Uluslararası network ajanslarının özgün eğitim programlarına katıldım. Bir süre sonra da bu eğitimlerden kendi eğitim programlarımı oluşturmaya başladım. Bütünleşik pazarlama iletişimi, stratejik iletişim ve medya kullanımı, zaman yönetimi, liderlik, marka yönetimi, kreatif reklamcılık, kurumsal iletişim/PR/sosyal sorumluluk, araştırma, dijital pazarlama iletişimi konularında farklı kuruluşların eğitim modellerinden faydalanarak sonunda böyle bir aşamaya geldim.  

İş hayatınıza bir profesyonel olarak başladığınızı biliyoruz. İlk işinizden, görevlerinizden biraz söz edebilir misiniz?

- İlk işverenim 90’ların ilk yarısı için oldukça ileri vizyonu olan bir teknoloji firmasıydı. Fransa’da kullanılan Minitel modeliyle çalışan bir enformasyon ağını Türkiye’ye getirmek üzere çalışıyorduk; tabi o zamanlar modemler aracılığı ile hareket ediliyordu; hatırlayanlar olacaktır. Ben de taze bir sosyoloji mezunu olarak, çoğunluğu araştırmacı, akademisyen, reklamcı kişilerin oluşturduğu bu firmada,  pazarlama/ araştırma bölümünde çalışmaya başladım. Bu güzel fikrin ilk adımlarını atarak, farklı sektörlerden topladığımız bilgileri iş dünyasından evlere dek erişilebilir hale getirip on-line bir sistem kurmak üzere çalıştık. Ekonomik kriz nedeniyle maalesef proje hayata tam olarak geçemedi. Bense krizi dinlemeyerek farklı arayışlarımı devam ettirdim. 

Ardından üniversiteden arkadaşlarım beni 90’ların başında yıldızı yeni parlamaya başlayan reklam dünyasına tanıttılar. Dediğim gibi, sosyoloji eğitimim bu alanda bana büyük katkılar sağladı… Benim için doğru bir seçim olduğu kesinlikle söyleyebilirim.  

Profesyonel olarak çalıştığınız dönemin size ne gibi katkıları oldu?

- Yolun başında üniversite eğitimimin ve dönem hocalarımın iş alanıma büyük katkıları oldu. Herhangi bir meslekte mutfaktan yetişmenin ne kadar önemli olduğunu sosyoloji eğitimim sırasında sahaya inip araştırma ve analizler yaparak öğrendim. Eğitimimde yer alan özellikle araştırma ve istatistik bilgisi, analitik düşünme, kitle analizleri, sosyal psikoloji gibi başlıklar, pazarlama iletişimi alanında daha kolay uzmanlaşmamı sağladı.   

Uluslar arası iletişim networklerindeki ilk 12 senemde de kısaca, müşteri ilişkilerinin sadece strateji planlama ve kreatif grubu briflemenin ötesinde çok daha kritik fonksiyonlarının olduğunu, markanın pazarlama ekibiyle omuz omuza hareket edilebilen bir sistemle çalışılması gereğini deneyimledim. Reklamın ötesinde evrilen bir zamana şahit oldum; hala da oluyorum tabi. Bu başlangıç bana, özellikle 2000’lere doğru, iletişimin bütün ayaklarını bir arada ve belli bir strateji doğrultusunda yönetebilme yetisi kazandırdı. 

Biraz yurtdışı deneyimlerinizden söz edebilir misiniz?

- Pazarlama iletişimi konularında Avrupa, Kafkas-Türki Cumhuriyetler ve Orta Doğu’da uluslararası markalarla yakından çalışma fırsatı buldum. Her sektörün marka iletişimi dinamikleriyle ilgili ülkenin tüketici ve firmalarının yerel özelliklerini harmanlayan ileri görüşlü, uzun soluklu iletişim stratejileri geliştiren ekiplerle çalıştım.  

Pazarlama iletişimi, reklamın güncel ve anlamlı olabilmesi için yerel kodlardan beslenmesi gerektiği zaman içinde markalar tarafından da anlaşıldı bu süre zarfında. Her uluslararası network bunu başaramadıysa da şimdilerde ‘Doğu’nun yükselen popülerliği ile bu gücü kullanabilen ajanslar/ iletişim grupları inanılmaz işlere imza atacaklar.

Bugünkü ajansınızdan biraz söz eder misiniz? Faaliyet alanlarınız nelerdir?

- GENNA Marketing Communications Group yeni bir ajans ve oldukça dinamik bir yapıya sahip. Yeni olsa da içinde 20 seneye yakın uluslararası marka yönetimi ve pazarlama iletişimi alanda da deneyimli yöneticiler ve profesyoneller barındırıyor. Reklam ajansı olmanın ötesinde pazarlama iletişiminin hangi dalında markanın ne ihtiyacı olduğuna bakıyor ve çözümlerini ona göre üretiyor.  Aslen Grup olma özelliğimizin altında yatan neden de bu…  Sıfırdan oluşturulacak markalar, sektörler ve elbette yeni oluşan pazarlar özellikle ilgimizi çekiyor.

Ne gibi yeni projeleriniz var?

- Yeni pazarlar konusunda ilk girişimimiz Azerbaycan oldu. 2011’in başlarında Bakü’de yeni bir ofis açtık ve inanılmaz bir ilgiyle karşılandık. Orta Doğu, Kuzey Afrika’dan Çin’in batısına dek uzun boylu planlarımız var. Hatta Avrupa’dan bile iletişim ‘know-how’ımıza büyük ilgi var. Başta Yönetim Kurulu Başkanımız Selim Tuncer ve Ajans Başkanımız Uğur Alparslan’ın vizyonları her zaman bizleri çok cesaretlendiriyor.  

Kısaca, önümüzdeki günlerde uluslararası reklam/ pazarlama iletişim arenasında ismimizi daha çok duyacaksınız. Stratejik marka yönetimi konusunda planlamalardan kreatif çözümlere uzanan ve konusunda uzman ancak benzer mantıkta iş yapan çözüm ortaklarımızla bu gücümüzü Türkiye’nin de ötesine taşıyor olacağız.

Özellikle bahsetmek istediğim bir yayınımız var: GENNARATION.

Sektörde bir ilk. Türkiye’nin ilk pazarlama iletişimi ve reklam gazetesi. Hatta size linkini de vereyim:  http://www.gennaration.com.tr

Eylül ayında 21. sayısını yayınlıyoruz. Basılı olarak da yayınlanıyor. Sektörün düşünen ve paylaşan değerli beyinleri ile birlikte çalışıyoruz. Türkiye’de ve dünyada iletişim pazarlamasının gidişatına dair önemli belgeler bunlar. Türkçe’nin yanında Azerice de yayınlanıyor. 

Bize biraz yapmış olduğunuz “Pazarlama İletişimi”nden söz edebilir misiniz?

- Markanın pazarlama grubuyla iletişim grubunun tam bir ekip halinde çalışması gereğine inanıyoruz. Ürün veya hizmetin sağlıklı ve sağlam bir marka olabilmesi için sadece kitle medyasında yapılan değil kurumsal kimliğinden sosyal medya etkinliğine varıncaya dek detaylı pazar yolculuğunda yapacağı toplam iletişimi çok önemsiyoruz. Her bir iletişim kanalını objektif biçimde stratejik marka yönetimi planlarına dahil etmek üzere sorgular ve markanın ihtiyaçlarını firmasının gücüyle de orantılandırarak belirliyoruz. Olması gereken planlarla gerçekçi planlar arasında en efektif ve etkili yolları araştırarak hareket ediyoruz. Kreatif çözümler işte tam burada işimize çok yarar. Ses getirmenin ötesinde sonuç getirecek yaratıcı çözümlere bakıyoruz. Bu da markalarla uzun soluklu iş birlikteliklerini tercih etmemizi gerektiriyor.

Kaç kişilik bir kadro ile çalışıyorsunuz?

- Ajansımız 40 kişilik bir kadroya sahip. Ortaklık yaptığımız firmalarla beraber herhangi bir detaylı projede 150 kişiden fazla kişiye genişleyebiliyoruz. 

Reklam sektöründe çalışacak gençlere ne gibi önerileriniz olabilir?

- Ajansların hangi departmanında görev alırlarsa alsınlar sadece kitle medyasında yayınlanan reklamların oluşturulmasında değil pazarlama iletişiminin her alanında kendilerini eğitmelerini, hizmet verdikleri sektörlerin dışındaki sektörlerdeki pazarlama sistemleri konusunda gelişmeleri takip etmeleri ve hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası arenada pazarlama / pazarlama iletişimi sektörlerindeki fikir liderlerini takip etmelerini öneriyorum.  

Bu göründüğü kadar kolay değil zira mesleki yeterliklerini hayatlarının her döneminde kendilerini de yenilemeye gayret etmeleri büyük önem taşıyor. Zamanı geldiğinde de her meslekte olduğu gibi okulda öğrenilemeyen noktaları iş dünyasına yeni girenlere ve gireceklere aktarmaya çalışmalılar diye düşünüyorum. Günümüzde dijital olanaklarla bu gibi paylaşımlar oldukça popüler hale geliyor ve içerik oluşturmamak için eskisi gibi bahanelerimiz yok; yani, dersini çalışmayan herhangi bir sektör mensubu artık olamaz.    

Sizi ve çalışmalarınızı yakından tanıma fırsatı bulduk; başarılar diliyoruz.

- Ben de sizi tanıdığım için çok sevindim; tekrar çok teşekkür ediyorum.

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Eylül 2011

Yayın linkleri:

http://www.hakanokay.com/sayfa/soylesiler

http://pazarlama.diyalogo.com/main.dlg

http://www.yazarkafe.com/is_dunyasi.htm

 

 

Posted in Advertising, Marketing, Uncategorized | Leave a comment

Markalar ve imaj imparatorlukları

Seksenlerde pazarlama dünyasına giren ve markaların favori eğlence pazarlaması enstrümanlarından “ürün yerleştirme” ile resmi ve “pikselsiz” olarak yeni yeni tanışmaya başlıyoruz.

Ürün yerleştirme deneyimi; sinema filmleri, müzik, online TV ve video oyunlarında ağırlıklı olarak görülüyor. Avrupa, bu uygulamanın ABD’ye göre oldukça kontrollü yapılmasına izin veriyor. PQ Media’nın 2010 raporuna göre, benzer nedenlerle Avrupa genelinde son 2 senedir yapılan ürün yerleştirme harcamalarında pek bir kıpırdama yok; yıllık 610 milyon ABD doları seviyesinde. Örneğin, çocuk ve haber programlarında bu uygulamaya izin verilmiyor. Tütün ve sağlık ürünlerinin bir kısmı ise çok sıkı kontrol altında. Bazı ülkelerde ise sağlıksız beslenme ürünlerine benzer kısıtlamalar getiriliyor. Avrupalı yetkililerin Amerika’da bolca görüldüğü gibi kontrolsüz ürün yerleştirme uygulamalarında içeriğin reklamı yönetmesi yerine, reklamın içeriği yönetmesinden endişe ediyorlar.

Dünyada 6.3 trilyon ABD doları olarak ölçülen ürün yerleştirme gelirlerinin 3.6 trilyonu ABD’den elde ediliyor. Ancak 2009’daki ekonomik daralma nedeniyle bu rakam 1975’ten bu yana ilk kez % 2.8 oranında azalmış. Araştırmacılar yine de geleceğin sektörel koşullarında ürün yerleştirmenin harcamalardaki payının gayet sağlıklı bir şekilde artacağı görüşünde.

Ürün yerleştirmenin en başarılı uygulandığı sektörlerden belki de ilkinin otomotiv olduğuna kuşku yok. Fakat bu sektörden hemen önce daha ilginç bir sektöre değinmeden geçmek olmaz: Amerika’da başlayan bu geleneğin herhalde ilk kez TV’de uygulandığını düşünenleriniz vardır. Evet mi?.. Hayır, bu gelenek ilk kez TV bile icat edilmeden uygulandı. Lumiere Kardeşler, biliyorsunuz beyefendiler sinemayı ilk keşfedenlerdir, ilk ürün yerleştirmeyi Lever Kardeşler’in ( bugün, Unilever diye anıyoruz) Sunlight Sabunları’nı 1896’da “İsviçre’de Çamaşır Günü” isimli kısa filmlerinde gerçekleştirdiler. Stratejik önem taşıyan yerlere plastik sabun kutuları yerleştirdiler. Bu işi bağlayan ise o dönemde aynı zamanda Lever’de PR yöneticisi olarak çalışan ve filmin prodüktörü Henri Lavancy-Clarke’tı. Sinema (medya)-PR (Ajans)-Reklamveren kutsal üçgeni işte böyle oluştu. Tabii, daha ileriki yıllarda tüketicileri (izleyicileri) hararetle etkileyen nice anlamlı ürün yerleştirmeler birbirini izledi: rahmetli James Dean’in kullandığı tarak (Ace), Tom Cruise’un taktığı gözlük (Ray-Ban Wayfarer), E.T.’nin tav olduğu şekerleme (Reese’s Piesces – bu arada bu teklifi Mars’ın M&M ürünü için geri çevirdiği bilinir.). Uygulamanın gerçek anlamda kullanılması için bir dönüm noktası olarak görülen James Bond filmlerini beklemek gerekti. Her sene bir James Bond filmi çekilse hangi arabanın hangi özel modelinin Mr. Bond tarafından parçalanacağı, pardon kullanılacağı, merak konusudur. Evet, bu global bir meraktır; zira hayallerimizin imparatorluğunda kalite, yenilik, heyecan hiçbir zaman peşimizi bırakmaz.

Bu arada ters giden ürün yerleştirme hikayesini de anmadan geçemeyeceğim: 2008 senesine ait “Slumdog Millionaire/ Milyoner” filminde Danny Boyle, hayatın ve kapitalist sistemin zorluklarını bize koca gözlü, fakir Cemal’in gözünden başdöndürücü bir dille anlatırken Mercedes-Benz ise filmde arabalarının göründüğü sahnelerin büyük bir kısmında logolarının silinmesini istemiş. Neden mi? Marka değerleri ile uyuşmayan “varoş” planlar yüzünden. Buna da ürün “yerleştir(e)meme” deniyor herhalde…

2000’lere geldiğimizde ise her film, her dizi, her video oyunu, hatta edebi kitaplar bile sponsor markaları ile anılmayı özellikle istiyor ve pazarlama planlarını bu markalar ile birlikte kurguluyorlar. Her ne kadar ABD’deki pazarlama sistemleri bizim dünyalara pek uymasa da senelerce özellikle “Holivut” filmlerinde hikayelere gömülü şekilde görmeye alıştığımız markaları göz önüne alacak olursak elbette bu yeni pazarlama kanalını nasıl kullanmamız gerektiğini de biraz düşünmekte fayda var.

RTÜK kararıyla kısalan reklam kuşaklarıyla eş zamanlı olarak senelerdir TV’de “pikselli” izlediğimiz markalar bir bir ekranlarımıza yerleşmeye başladı. Tabii yine RTÜK izin verdi, oldu. Yasağın kalkmasıyla bir akşam, futbol yorumu seyreden erkekler, dizilerini heyecanla bekleyen ev hanımları kendilerini aniden (kelimenin tam anlamıyla da aniden) markalı gazlı içecek tüketen spor eleştirmenlerini, artistleri izlerken buldular.

Pazarlama yöneticilerimizin bu ‘tek yönlü’ iletişim yani “ marka mesajı” diyebileceğimiz fırsatı kaçırmaları beklenmemeliydi elbette. TV’deki kişi başına maliyeti en makul her nevi mesaj, bütünleşik iletişim planlarına illa ki bir fayda katacaktı ne de olsa. Aktrisin “drank” diye oyununu kesip baloncuklu içeceği kafasında dikmesiyle başlayan ürünü yerleştirme, “Ohhhh, ferahladım.” diyerek gözümüze ve kulağımıza sokuldu, daha da sokulacak. Hatta kimbilir daha ne kadar marka kimliğiyle uyumu test edilmemiş, üzerine düşünülmemiş, senaryoya uygun bir şekilde ekle(mle)nmemiş ne “yerleştirme”ler göreceğiz? Şimdilik TV dizileri, sit-com’lar, yarışma ve spor programlarında “imajımızı zorlayan” bu ürün yerleştirmelerinin pazar sonuçlarını merakla bekliyoruz.

published @Gennaration/ Mayıs 2011

Posted in Advertising, Marketing | Leave a comment

Eurobest ve yarının tüketicileri

Geçtiğimiz günlerde 23’üncüsü düzenlenen Avrupa Reklam Festivali Eurobest, bu yıl Hamburg’taydı. 6-8 Aralık tarihlerinde görme şansını elde ettiğimiz bu festivalde; 20 seminer, genç ve senior kreatifler için iki tam gün düzenlenen workshop etkinlikleri ile önümüzdeki beş seneye damgasını vuracak 4G, Web 3.0 gibi yeni teknolojileri ve daha fazlasını dinleme olanağı bulduk.

Eurobest 2009 seminerlerine damgasını vuran ekonomik kriz dalgası hala etkisini sürdürse de Avrupa reklamcılığının kendine olan güveninin geri geldiğini söyleyebiliriz. 2010 seminer temalarında daha çok yaratıcılık, teknoloji-yaratıcılık ilişkisi, yeni tüketici ve gençler üzerine yapılan araştırmalar ağırlıktaydı.

Elbette hepsini tek yazıda toplayamayız; ancak genç tüketicinin nasıl değiştiğini anlayabilmek adına benim özellikle çok önem verdiğim bir araştırmayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Initiative, dünya çapında gerçekleştirdiği “Yarının tüketicisi için ne yaptık?” başlıklı araştırma sunumunda, krizin18-24 yaş arasındaki gençler üzerinde devam eden etkilerini, geleceğe ve iletişime nasıl baktıklarını anlattı:

- 7/24 teknolojiyi yaşıyorlar. Ona göre de beklentileri var. %71’i iPod, %65’i dizüstü bilgisayar, %41’i smartphone, %50’si masaüstü bilgisayar kullanıyor ve %46’sı internete erişiyor.

- Kriz onları karamsar yaptı. %85’i gelecekten endişeli, %20’si ise çok endişeli. Örneğin, Hollanda’da çok endişeli olan gençlerin oranı %6 iken İtalya’da bu oran %44. Hatta İtalya’da her 5 gençten 3’ü ihtiyaçlarını karşılayabileceğinden şüpheli. İtalya’da milli gelir artıyor ama ülke, işsizlik oranı açısından Avrupa’da 3.sırada yer alıyor. Hollandalı gençlerin ise %67’si ekonomiden etkilenmiş; ancak ülke %7,4 ile en düşük genç işsiz oranına sahip.

- Gençlerin umut sembolleri Obama, Angelina Jolie, Bill Gates, Oprah Winfrey. Bill Gates ise en popüler rol modeli. Bunun en önemli sebebi, Gate’in eşiyle birlikte gerçekleştirdiği sosyal sorumluluk projeleri. Coca-Cola, Apple, Sony ise en çok hayran olunan markalar.

- Marka ile ilişkilerine gelince; bu nesil, markaların kendilerini tüketici olarak değil ortak olarak görmelerini istiyor. Marka müdürü, tasarımcı, yayıncı veya içerik yaratıcısı olmak istiyorlar.

- Özdeğerin eskiden kendileri için daha önemli olduğunu düşünürlerken günümüz koşullarında gençlerin daha çok güven ve emniyet ihtiyacı önem kazanıyor. Durum böyle olunca, başarı tanımlamaları da gelenekselleşmeye başlıyor.

Veriler pazarlamacılar için ne anlama geliyor?

- Genç yetişkinlerin segmentleri daha titizlikle ve incelikle hedeflenmeli

- Gençleri online ve offline perakende dünyasına uygun kanallarla yönlendirirken onlara bir fayda ve hedef sunulmalı; zira ilişkiler artık sadece tek yönlü değil.

- Gençlerin marka hakkında bilgi alma ve bu markaları satın alma alışkanlıkları desteklenmeli; gençler gerekirse ödüllendirilmeli. Çünkü genç nesil, artık alışverişi online yapıyor. Markaları internetten bakarak seçiyor, ne alacağına karar vermeden önce ürünü iyice araştırıyor.

- Markalar artık kaliteye ve gerçek ihtiyaçlara odaklanmalı. Çünkü gençler satın aldıkları ürünün verdikleri paraya değmesini ve markaların güvenilir olmasını istiyor.

İnteraktif iletişimin önemini ise şu sonuçlarla özetleyebiliriz:

- Markalar, “Reset Generation” yani “Sıfırlanmış Nesil” diye isimlendirilen bu neslin endişelerini, eleştirilerini, isteklerini ve desteklerini dinlemeli ve onlara karşılık vermeli.

- Pazarlamacılar sosyal medyaya, markalı mobil uygulamalarına ve deneyimlerine bütçe ayırarak tüketicilerinin içerik üretmelerini ve paylaşmalarını sağlamalı.

- Bu nesli bütün satınalma döngüsü sürecinde markayla ilişkide kalabilecek araçlarla donatmalı.

Pazarlamacılar başka ne yapmalı?

- Yaratım, içerik, prodüksiyon ve medya için ayırdıkları bütçe ve kaynakları tekrar gözden geçirmeli.

- Pazarlama yatırımını, PR ve Müşteri Hizmetleri ile bütünlüklü hale getirmeli.

- Organizasyonel olarak yeni sistemler yaratabilmek için insan gücüne, fikirlere, veriye ve teknolojiye yatırım yaparak onları yönetmeli.

- Markasının bütün mecralarda tüketicileri ile nasıl iş birliği yaptığını gözden geçirmeli.

- Sürekli akan verileri toplama, yönetme ve sonuçlarını optimize edecek bir sistem geliştirmeli.

Son söz olarak yeni teknolojileri, yeni tüketiciyi ve iletişim yöntemlerini hem reklam ajansında hem de reklam veren tarafında daha iyi anlayacak yönetici profillerine ihtiyaç olduğu gerçeğini pazarlama dünyasında artık kimse göz ardı edemez.

Posted in Advertising, Marketing | 1 Comment

Geleceği şekillendiren, tüketicinin seçimi

“A pile of rocks ceases to be a rock pile when somebody contemplates it with the idea of a cathedral in mind.”
–Antoine de Saint-Exupéry

Hayal Gücü Çağı, 2000’li yılların ilk yarısından beri pazarlama dünyasını şekillendirmeye devam ediyor. Teknolojinin tüketici beklentileri yönünde evrildiği bir çağın gerekleri ile yüz yüzeyiz. İnovasyona yoğun yatırım yapan global markalar ile inovatif girişimci firmaların oluşturduğu interaktif platformlar, hâlâ tüketici nezdinde ‘iletişim’ / ‘ağ’ / ‘bağ’ kurmaya çalışıyor; düşe kalka da olsa…

Özgür Uçkan şöyle diyor: “Gerek endüstri, gerek şirket, gerekse de çalışanların oluşturduğu her bir katmanda etkileşim, artık ağ yapıları olmaksızın mümkün değil. Sosyal ağlar, yaratıcı zihinlerin birbirleriyle etkileşime girmesini ve yeni ürün, hizmet, süreç fikirleri geliştirerek açık değer zincirleri oluşturmasını mümkün kılıyor. Buna ‘açık inovasyon’ diyoruz ve bu sürecin özünü açık ağ yapıları oluşturuyor.”

Pazarlama dünyasında tüketicinin seçimini oluşturacak en önemli kanalların açık platformlar üzerinde hareket eden şirketlerce yönlendirileceğini söyleyebiliriz. Teknolojinin (Hard Science) ve tüketicinin (Soft Science) bütünleşik bir düzeyde sürekli ‘iletişim’ içinde kalmasıyla klasik medyayı da dönüştürerek onu da inovatif hale sürüklediği izleniyor. İnteraktif gazetecilik, outdoor uygulamaları, TV platformları… Bunların her biri, tüketicinin seçimini yönlendirmeye yönelik farklı uygulamaları parmaklarımızın ucuna kadar getiriyor. Tüketicisi ile iletişimi destekleyecek, yayacak ve güçlendirecek platformları deneyen, geliştiren ve marka iletişiminde vazgeçilmez hale getiren markaların ortak özelliklerine baktığımızda şunların ön plana çıktığını görüyoruz:

Şeffaf: Her zaman erişilebilir, Bağlı: İçeriği online varlığı üzerinden marka değerleri ile örtüştürüp hızlıca satışa dönüştüren, Viral: Ürünü ya da hizmeti inovatif bir fikir etrafında iş ortakları / tüketici / trendsetter nezdinde konuşulur / paylaşılır hale getiren yani sosyal ağlara taşıyan, Değer üreten: Marka fikri ile tüketicisine ekstra bir değer sunan, Beta: Yenilikçi iletişim modelini benimsemiş; marka stratejisini kısa sürede dönüşebilir halde tutan, devamlı test eden, tüketicisini sıklıkla dinleyen, Eğlenceli: Her zaman marka fikri etrafında ilgi çekici ve özgün hikâyeler oluşturan.

Son 10 yılda eskimeye yüz tutmuş gibi görünen Starbucks, Mercedes, Ford, Honda, Louis Vouitton, IBM gibi markaların Best Global Brands sıralamasında neden ilk 20 içinde yer aldığını bunlar ve benzeri özelliklere bağlıyoruz.

Tabii ki Apple ise bütün bu fikirlerin ‘babası’. Zira, eşsizlik üzerine tasarlanmış, tamamen inovasyon ile değerlenen, hatalarını bile yüksek satışlarla bitirebilecek kadar iyi yönetebilen dev bir marka olarak hepimizin ilgiyle izlediği bir noktada. Kimse de hâlâ yanına yaklaşamıyor.

Daha da geriye gidip bakarsak bütün bu gelişmelerin bize iletişim bağlamında neyi anlattığını şöyle özetleyebiliriz: tüketicinin seçimini sürekli olarak yönlendirmek.
Açık inovasyon konusunda dünyadaki önemli isimlerden MIT Sloan School of Management Öğretim Üyesi Eric Von Hippel, “Açık inovasyon, bedava bilgi demektir. Şirketler, günümüzde kullanıcı tarafından yaratılan yeni ürün fikirlerini keşfetmek için ürünleriyle ilgili yarışmalara katılıyor, kullanıcılarının üye olduğu yerlerde, ürünlerin kullanımını, nasıl tasarımlar yapıldığını izliyor. Örneğin, bir spor markası, küçük büyük tüm müsabakaları izliyor ve burada hoşuna giden, yapılabilir bulduğu yeni fikirleri şirketinde uygulamaya geçiriyor.

Kullanıcıların tek istediği, kendi ihtiyaçlarını karşılayan bir ürüne sahip olmak. Bunu yalnızca para kazanma amaçlı olarak yapmıyorlar. Yarattığınız bir ürünü arkadaşlarınızla paylaşırsınız. Bu süreçte bir üretici gelir ve bu fikrinizi ürün olarak piyasaya sunarsa siz de ‘Bunu alabilirim’ dersiniz. Böylece üretici açısından da daha garantili bir ürün piyasaya sunulmuş olur.” diyor. İnovatif pazarlama sürecinde bütün iletişim kanallarının açık, erişilebilir, yani çift yönlü olması gerekiyor. Pazarlama / iletişim bilimi ile uğraşanlar da temsil ettikleri markaları benzer yöntemlerle çalışmaya yönlendirmek, çalışanlarını bu kavramın özelliklerine uygun biçimde seçmek ve gelişmelerini sağlamak durumunda.

Gelişmelere baktığımızdaysa markaların pazarlamada giderek daha çok ‘Açık İnovasyon’ sistemlerinden faydalanmaya başladıklarını görüyoruz. Açık inovasyon çalışmaları, içinde yaşam koşullarının ve dünyanın ‘iyileştirilmesi’ne yönelik hedefler taşıyor. Dünyayı ‘yeni iletişim modeli’ kurtaracak. Nasıl olacağı ise başka bir yazı konusu…

Posted in Advertising, Marketing | Leave a comment

Türk gençleri hayattan ve markalardan ne bekliyor?

Bir Youtholding girişimi olan Eğitişim Kariyer Enstitüsü, 10 Nisan – 10 Mayıs 2010 tarihleri arasında gençlerin tutum ve davranışlarını, gelecek hakkındaki düşüncelerini öğrenmek amaçlı bir anket düzenledi.

İnternet ortamında gerçekleştirilen ankete toplam 3759 kişi katıldı. %80’in üstünde bir tamamlama oranı da gençlerin bu anketi ilginç ve anlamlı bulduğunu gösteriyor.

Gelecekte kariyer yapmayı düşündükleri alan sorulduğunda, gençler için en cazip alanların %16 ile finans, %15 ile pazarlama ve %14 ile insan kaynakları olduğu görülüyor. Girişimciliğin de %13 ile 4’üncü sırada olması artık Türk gençlerinin kendi işlerini geliştirip yönetmek istediklerini vurgulayan önemli bir gösterge.

Gençlerin bir sektöre hiç değinmediklerini görmek oldukça şaşırtıcı ve düşündürücü: Sağlık/tıp alanı…

“İnternetsiz bir dünya düşünebiliyor musunuz?” sorusuna verilen %82 oranındaki “Kesinlikle hayır.” yanıtına karşın sosyal olabilmek için en etkin ortamın neresi olduğu sorulduğunda ise yanıtların %40’ını okul, kurs, dershane ve öğrenci kulüpleri oluşturdu. Bunu, %28 ile STK ve %12 ile restoran, kafe ve eğlence mekanları izledi. En şaşırtıcı olansa oldukça yüksek çıkacağını düşündüğümüz “sanal ortam ve sosyal medya”yı sosyal olabilmek için tercih edenlerin oranının %8 olup 4’üncü sırada çıkmasıydı. Bu da gençlerin Facebook, Twitter, Friendfeed gibi sosyal ağları kullanmalarının yanında, sosyalleşmek için aslında ağırlıkla “gerçek hayat”ı tercih ettiklerini net bir şekilde vurguluyor.

Bir yöneticide olması gereken özellikler sorulduğunda, “liderlik” ve “iletişim becerisi” seçimlerinin %42’lik oranlarla bir yöneticinin olmazsa olmaz nitelikleri arasında eşit önemde olduğunu gösterdi. Bunları da “iyi bir eğitim” ve “ticari beceri” izledi. “İtibar”ın yalnızca %1 oranında önemli bir yönetici özelliği olarak belirtilmesi de oldukça şaşırtıcı elbette…

Hayatlarında bir şekilde eksikliğini hissedecekleri şeyler arasında Google’ın %42 ile en yüksek oranda olması hiç şaşırtıcı değil. BrandZ araştırması sonucunda beş yıldır dünyanın en değerli markası olan Google, vazgeçilmez olduğunu bir kez daha kanıtladı. İkinci sırada %24 oranında “kitap” olması ve televizyonun da önüne geçmesi medya tüketimindeki değişiklikleri açıklıyor.

Bugüne dek internette en az bir video yükleyenlerin oranı %62. Bu oran, internetin, gençlerin paylaşma arzusuna hızla cevap verdiğinin iyi bir göstergesi.

Kendilerine ait bir blogu ya da internet sitesi olan gençlerimizin oranı %29. Çıkan bu sonuçtan gençlerin video paylaşımına daha açık olduklarını; ama bir blog ya da internet sitesi tasarlayıp güncelleme işlerine o kadar da ilgi göstermediklerini söyleyebiliyoruz.

Katılımcılara, bir markanın tercih kazanması için en önemli unsur sorulduğunda alınan birinci yanıt %62 ile “ürünün kalitesi” oluyor. Açık ara ile ikinci tercih unsuru da %16 ile “dürüst olması”; %7’lik bir oranla 3’üncü sırada da “her yerde bulunabilir olması” çıkıyor. “Sosyal medyada varlık göstermesi” ise %3 oranıyla 4’üncü sırada yer alıyor.

Gençlerin, ellerine fazladan geçecek bir 1.000 TL ile ne yapmayı planladıkları sorusuna verdikleri yanıt, %47’lik bir oranla “kariyerim için eğitim”. Bu da bize, hem gençlerin eğitime verdikleri önemi hem de kendilerince en doğru tercihin geleceklerine yapacakları yatırım olduğunu net bir şekilde gösteriyor. %24’lük bir oranla da doğal olarak, “borç ödeme ya da bankaya yatırma” gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Bu sonuç da gençlerin, geleceğe yatırım yapma ve mali sorumluluk konusunu ciddiye aldıklarının net bir göstergesi olarak algılanabilir.

Sevdiklerine hediye almak isteyenlerin oranı %5 iken, yeni bir cep telefonu almak isteyenlerin oranı %1’in; yeni bir bilgisayar almak isteyenlerin oranı da %2’nin altında kalıyor. Bu sonuç da bize, gençlerin sevdiklerine hediye almak istemesinin, yaşamlarının çok önemli bir parçası olduğunu düşündüğümüz cep telefonlarını ve bilgisayarlarını yenilemekten de öncelikli olduğunu kanıtlıyor.

Başka bir ülkeye yerleşmek isteyen gençlerin oranı %46, Türkiye’de kalmak isteyenlerin oranı ise %54. Bu sonuçtan da beyin göçünü engelleyecek şartların bir an önce geliştirilmesi gerektiği anlaşılıyor.

Özetle; girişimcilik arzusu olan, mutlu, vatansever, eğitime ve kendilerine yatırım yapmayı önemseyen, markalardan kalite ve dürüstlük bekleyen, başkalarının mutluluğuna da önem veren, Google’ı yaşamlarının olmazsa olmazı gören; ama kitap okumayı da seven, sosyalleşmeyi sanal ortamdan ziyade gerçek hayatta ve kendi yaşıtlarıyla eğitim gördükleri mekanda arayan, ilginç buldukları konuları internette birbirleri ile hızlı biçimde paylaşmayı seven bir profil ile karşı karşıyayız.

Posted in Marketing | 1 Comment

Zanaat önderleri

“Eğer biri sokak çöpçüsüyse, sokakları, Michelangelo’nun resim yaptığı, Beethoven’ın müzik bestelediği ya da Shakespeare’in şiir yazdığı gibi süpürmesi gerekir. Sokakları o kadar iyi süpürmesi gerekir ki, yerler ve gökler durup şöyle demeli: ‘Burada işini iyi yapan büyük bir sokak çöpçüsü yaşadı.’”
– Martin Luther King, Jr.

Martin Luther King Jr’ın sokaklardan esinlenerek dünyayı yönetmeye işaret ettiği bu düstur ile reklamcılığın yakından ilgisi olduğunu sektörümüz henüz algılıyor.
2009’un Kasım ayında gerçekleşen Avrupa Reklam Festivali Eurobest’te ilk kez verilen zanaat ödüllerinden sonra, Cannes Lions ödülleri de bu sene ilk kez Reklam Dünyasındaki Zanaat Önderleri’ni ödüllendirecek.

Cannes Lions Ödüllerinde bu sene Film, Siber Dünya (internet sitesi ve online içerik), Basın ve Radyo ana başlıklarında 23 yeni ödül sahiplerini bekliyor. En çok ilgimi çeken ana başlık elbette Siber Dünya… Reklamcılar ve reklamverenler nezdinde rüştünü artık tamamen ispatlayan dijital reklamcılık artık ödüllendiriliyor. Alt başlıklarda özetle şu zanaatlar bulunuyor.

- Film/ Prodüksiyon Tasarımı, Sinematografi, Metin Yazımı, Ses Tasarımı, En İyi Müzik Kullanımı/ Animasyon
- Basın/ Metin Yazımı, İlüstrasyon, Tipografi, Fotoğraf
- Siber Lions/ Arayüz ve Navigasyon, İlüstrasyon ve Grafik Tasarım, En İyi Video Kullanımı
- Radyo/ En İyi Oyuncu Performansı, Bir Mecra Olarak Radyonun En İyi Kullanımı

Tam liste için www.canneslions.com/enter/categories.cfm adresine bakabilirsiniz.

Peki, bugüne dek reklamcılıkta yaratıcılığı ödüllendiren Cannes Lions, neden birden sektörün zanaatkârlarını ödüllendirmeye başlıyor? Bu sorunun cevabını Milliyet’ten Fatoş Karahasan şu sözlerle veriyor:

“Eurobest’te bu yıl ilk kez ‘craft’ (zanaat, ustalık) kategorisinde ödül verildi. Bir başka deyişle yaratıcı fikre değil, reklam eserinin ne kadar özenli ve kaliteli üretildiğine bakıldı. ‘Tek gücümüz yaratıcı fikirlerimizdir’ diyen reklam dünyasının, işin zarfına bakmaya başlaması çok önemli bir değişime işaret ediyor.”

Değerli hocam A. Selim Tuncer’in Grafik Tasarım dergisinin Kasım-Aralık 2009 sayısında yayımlanan “Mükemmel bir tasarım için yaratıcılık kadar ustalık da gereklidir” başlıklı yazısında ise konuyla ilgili çok dikkat çekici görüşler var:

“Bilgisayar yazılımlarına hakim olmak ve bu konuda bir ustalık kazanmak, grafik tasarım işine zıplamak için yeterli değildir; grafik tasarımın da ustası olmak, grafik tasarım zanaatını öğrenmek gerekir. E, bu da tek başına görgüyle ya da bilgisayar yazılımlarının dolaylı yönlendirmesiyle gerçekleşecek bir şey değildir. Sonuçta bilgisayar bizim beynimizin ve elimizin bir uzantısıdır, biz onun uzantısı değiliz. Nitekim onun uzantısı olmayı kabul etmek, ustaları bile ruhsuz, duygusuz işler üretmeye yönlendirir ki, işte tam bu noktada Eurobest’in zanaat kategorisinde ödül vermesi daha anlamlı bir hal alır.”

Yine 2009’un Kasım ayında Eurobest’te yer alan seminerlerden biri, tribalDDB ve Stink Digital tarafından yeni Philips teknolojisi the CINEMA 21:9 için yaratılan inanılmaz reklam filmi Carousel’di. 2009 Cannes Lions Film Grand Prix ödülüne de layık görülen, Philips’in Hollywood filmlerine taş çıkartan bir iş olarak ısmarladığı Carousel’in kamera arkası, neredeyse, Selim Hocamın deyimiyle, “sanatkârane zanaat” tekniklerini gözler önüne seriyordu: “Yani özü ve işlevi itibarıyla zanaat, ama sanatkârane… Sanatmışçasına…” İş sonuçlarını da oldukça pozitif etkilediğini Eurobest’te ajansından dinledik.

Filmin yönetmeni Adam Berg, uzunluğu 139 sn., viral bir kampanya, interaktif bir yaklaşım, inanılmaz detaylar, bir görsel cümbüş, sonsuz bir döngü üzerine kurulmuş çekimler… Hatta istediğiniz anda hotspot’lara dokunup beğendiğiniz sahne arkasını izleyebiliyorsunuz.

Filmi mutlaka izleyin: www.cinema.philips.com

Zanaatıyla da üzerinde konuşmayı hak eden Carousel’in bu ödülü hak edişinde, fikrin özgünlüğü kadar, işlenişindeki teknik detay ve kalitenin de önemli rol oynadığı kesin. Fikrin kalitesini ustaca yükselten zanaat önderlerinin işlerini bu sene Cannes Lions’da ilgiyle izleyeceğiz.

Posted in Advertising, Marketing | Leave a comment

Kriz, yaratıcılığı öldürdü mü?

Avrupa Reklam Festivali Eurobest’i izlemeye giderken aklımdaki yegâne soru buydu. Acaba, geçtiğimiz 3 yılın zorlu ekonomik koşulları Avrupa reklamcılığını nasıl etkilemişti?

Önce Eurobest ile ilgili kısa bilgi… Eurobest 2. Avrupa Reklam Festivali, bu sene Amsterdam’da 25-27 Kasım arasında, 850 delege ve 80 sektör uzmanının katılımıyla gerçekleşti. 26 seminer ve 9 workshop’tan oluşan toplantılarda, Avrupa reklamlarının geleceği masaya yatırıldı. Ödüllerin de verildiği Eurobest’te, Avrupa’nın 35 ülkesinden 4020 reklam yarıştı.

Görüleceği üzere, ödül almaya hevesli olan reklamcıların yanı sıra, reklamcılığın geleceğini ören pek çok reklam profesyoneli de bilfiil sektörün gidişatını tartıştı.

Krizin etkileri gözlüğüyle baktığımızda, Eurobest’te yer alan reklamcılık manifestoları diyebileceğimiz sunumlardan önemli notlar, 2010 ve sonrasında reklamcılıkta bizleri neleri beklediğini işaret ediyor:

En kalabalık sunumlardan biri, Creativesocial ajansının “F**k Digital, Digital is Dead” başlıklı sunumuydu. Dijital iletişimden müşterilerin ne anladığı, daha doğrusu anlamadığı yönünde ciddi bir sektör eleştirisi izledik. Kısaca dijitali katleden müşterilere “koyun psikolojisi” ile hareket etmemelerini; daha önce yapılanı, sadece popüler olanı taklit etmemelerini, kendilerine özgü ve yenilikçi bir dijital iletişim oluşturmaya bakmalarını, “teknolojiyi yanlış kullanmamalarını”; her türlü karışık programı bir arada kullanıp iletişimi çorbaya çevirmemelerini, yalın ve seçici olmalarını, “Son Dakika” viraline dur demelerini; iletişim planlarını yaparken dijital iletişimi de bütünün bir parçası olarak görmelerini ve son dakikada, yani kampanya başlangıcından hemen önce acil bir viral çalışma istememelerini önerdiler.

Contagious ajansının sunumunda, bütünleşik iletişimin geleceğinin online topluluklardan, interaktif içerik ve unsurlardan nasıl etkilendiğini dinledik. Tüketici algısının nasıl değiştiğini ele alırken en çarpıcı eleştiri, büyük markaların, dünya devlerinin, tüketicilerini anlamada ve iletişimlerini kurgulamada ne kadar yavaş kaldığı yönündeydi: “SMS mesajlarınız kız arkadaşımdan daha çok ilgimi çekiyor” diyen yeni ve genç bir tüketiciyi büyük markalar ne kadar anlıyor? Markalar kendilerini yenilemeli ve kendilerine ait sosyal topluluklar oluşturmaya bir an önce başlamalılar.

Toplumda belli boşlukları dolduran markaların da hedefledikleri algı değişikliğini elde edebileceklerini bizlerle paylaştılar. Uzayda dolaşan bir sandalyenin peşinden online giden tüketicilerin Toshiba’nın lider ve inovatif duruşunu mecburen izlemeleri, denemeleri ve satın almaları yönünde sonuçlar getirdiğini söylediler. Yeni Zelanda’da Adidas Rugby takımı için nano teknoloji ile özel üretilen kıyafetlere takımlarını destekleyici mesajlar yazabilen bir fanatik topluluktan söz ettiler.
Bütün bunlar, interaktif dünyanın markaya özgün özelliklerinin iletişimin değişen yüzüne nasıl yansıdığını bizlere gösteriyor. Eğlenceli, uygun ve yararlı gibi özelliklere sahip marka iletişimlerinin yine değişen tüketicinin beklentileri ile şekillendiğini biliyoruz. Peki, yeni tüketici yeni iletişimden neler bekliyor:

» Reklamın içeriği ile kendi hayatları arasında bir ilişki kurabilmek. Kitle iletişimi maddi zorluklarla uğraşa dursun, dijital dünyada niş denebilecek markalı eğlence alttan alta yayılmasını sürdürüyor.

» Tüketiciler markaların, kendilerine birer ebeveyn gibi davranmasını bekliyor. Ürünü bir kez denettirmenin ötesinde sürekli içerikle besleyerek markanın tüketiciyle sürekli ve düzenli ilişki içinde olması gerekiyor.

» Tüketici davranışlarını izleyen markalar öne çıkıyor, tüketici kendisine kulak verilmesini istiyor. Tüketici beklentilerine uygun iletişim çözümleri geliştirebilen markalar, kısa sürede ciddi bir hayran kitlesi toplayabiliyor, satışları domine edebiliyor.

Bütçe daralması ile boğuşan reklam sektörünün büyük ajansları, bütçelerinin önemli bir bölümünü dijital iletişime ayırmaya devam ediyor. Dijital ajanslar ise, genellikle küçük ve uzmanlaşmış kadrolarıyla, büyüklerin hantallığının iyice göze batmasına neden oluyor. Avrupa’nın en iyi reklam CEO’larının, şirketlerini kâra geçirecek önlemleri aramayla geçirdikleri zamanı, niş reklamcılar gelirlerini artırarak değerlendiriyorlar.

2010’dan itibaren Türk ve bağımsız dijital reklam ajanslarının markalara hızlı, verimli ve sonuç odaklı yaklaşımları ilginç iş sonuçlarına yol açacak.

Kriz, yaratıcılığı ancak körüklemeye devam edecek.

Posted in Advertising, Marketing | Leave a comment